
Bu bienalin konusu KENTSEL KISKANÇLIK, Fransızca başlığıyla Urban Jalousie. Buradaki Jalousie kelimesi Fransızca’da hem “kıskançlık” hem de ''panjur'' anlamına geliyor. Panjur, aynı zamanda içeriden dışarısının göründüğü ama dışarıdan içerisinin görünmediği bir perde; masaya davet edilmeden dünyada olup biteni gözlememize izin veren bir engel. İranlı sanatçılar olarak kendi fikirlerimizi iletmek için tek bir fırsat verilmeden dünyada –kendi öz panjurumuzun ( jalousie / jaluzi ) dışında- olup biten hakkında bir fikre sahip olabiliyoruz: son derece siyasallaşmış bir bağlam içerisinde katı etnik bir çerçeve.Tahran başka cins bir megaşehir . Orta Doğu’daki en hareketli sanat ortamlarından birine sahip olduğu söyleniyor; şehrin kendisi yetersiz toplu taşıma ağı, nüfus patlaması krizi ve giderek daha da yayılan toplu konut inşaatıyla başa çıkmaya çalışıyor olsa da: hiç bir kamu hizmeti götürmeden etrafındaki köy ve kasabaları tek lokmada yutan deneysel bir mimarinin şekillendirdiği biçimsiz bir şehir.Bu kadar karmaşık –uzmanlara bakılırsa şimdiden kontrol dışına çıkmış- bir kentsel durumda Tahran’daki sanatçı birlikleri yarı-kabilesel bir yaklaşımla çok sayıda bienal düzenlemeye devam ediyorlar. Bunların yüzde 95’i hükümet sponsorluğunda gerçekleşiyor, bakış açıları ve alanları da bir yıldan diğerine 180 derece farklılık gösterebiliyor. Her çevrenin kendine özgü törenleri var (ressamlar, hattatlar, heykeltıraşlar, vs.) bu da sanatçılar arasında var olabilecek herhangi bir dayanışma hissini yok etmeye yetiyor. Tahran Görsel Sanat Festivali, Hat Bienali, Heykel Bienali, Çizgi Film Bienali, İslam Dünyası Resim Bienali, Grafik Tasarım Bienali, Afiş Bienali, Çocuk Kitabı Resimleme Bienali, Resim Bienali ve İslam Dünyası Afiş Bienali… liste bitmek bilmiyor.Efsanevi “TAHRAN BİENALİ”nin tarihi 50 sene öncesine dayansa da, yukarıda adı geçenlerden biri bile “küresel standartlar”a (!) göre bienal sayılamaz. Bir sanatçı birliği geçenlerde, açık çağrı sürecini ve “jüri” sistemini kabul edilemez bularak profesyonel anlamda küratörlüğü yapılacak bir sergi talep etti ve yaklaşan Resim Bienali’ne bir boykot çağrısı yayınladı. Ancak Tahran’da doğru düzgün bir Tahran Bienali düzenlemek imkansız görünüyor. Dolayısıyla büyüyen şehrimiz ve seçkinci sanat çevresi, her yönden karlı bienaller ve müzayedelerle kuşatılmış olmasına rağmen, bölgenin “son derece rekabetçi sanat piyasası”nın dışında kalmaya devam ediyor. İran’da yaşayan ve çalışan büyük sanatçılarımız var olmasına var ama hala kardan pay alamıyoruz. İnsan şunu farz etmek zorunda kalıyor, Tahran, kendini kültürel turizmin mükemmel hedefi olarak sunmakla, diğer küresel şehirler gibi cool bir hava takınmakla, bir yandan uluslararası sanat piyasasının üyelik aidatını sökülürken diğer yandan da modaya uymak için önündekini sırtına basmakla ilgilenmiyor. Dolayısıyla süreci kısa devre yaptırıp harekete geçirmek için, arkadaşım Serhat Köksal’la –ki küresel bienalleşme süreci konusunda oldukça eleştirel bir tavrı var- uzun bir konuşmadan sonra hareketli bir mini-Tahran bienalinin küratörlüğünü yapmaya karar verdik. Mevcut durumdan şikayet etmeyi bırakmak ve ondan faydalanmak için, aşağı yukarı her yerde sunulabilecek bağımsız, düşük bütçeli, seyyar bir sergiye sahip olmak için, herhangi bir ucuz uçuşta nakledilebilmeleri için, orta boy bir valizden daha büyük olmayacak, tercihen 20 kilodan az sanat eserleri/nesneleri/metinler taşıyarak, göçebeler gibi yolculuk edeceğiz.